Giresun Sanat

YAŞAM ÖYKÜSÜ

YAŞAM ÖYKÜSÜ
Can AKENGİN( canakengin@giresundasanat.com )
35 kez
20 Mart 2021 - 3:43

 Can AKENGİN 1892 yılında Giresun’un Sultan Selim Mahallesinde doğar. Babası Bayazıtoğullarından Mahmut Kaptan, annesi Hürmüz Hanım’dır.

Çocukluğunda çevresinde Hacı Ömer ya da gerçek adıyla Ömer Avni diye bilinen AKENGİN, ilkokulu Kapukahve İlkokulu’nda, ortaokulu Kale Camii civarında bulunan rüştiyede tamamlar. Liseye ise Trabzon Lisesi’nde başlar, ancak bir yıl sonra İstanbul’a gider. Burada Osmanlı’nın son yıllarına tanık olur. Lise öğreniminin ardından o zamanki adıyla Darülfünûn Edebiyat Fakültesi’ne girer. Fakat I. Dünya Savaşı nedeniyle okulunu bitiremez, akrabalarının bulunduğu Bursa’ya gider. Uzun yıllar bu kentte kalır ve çeşitli işlerde çalışır. Bu sırada bütün yaşamını etkileyecek bir duygu ile tanışır:”Aşk”. Pek çok şiir yazar ve edebiyatın büyülü dünyasına bu duygu ile girer.

Bursa’da yaşadığı dönemde sürekli yazan AKENGİN ’in edebiyatla tanışması daha önceki yıllardadır. 1910’larda A. Melih ve Can AKENGİN takma adlarıyla “Giresun” ve “Karadeniz” gazetelerinde yazı ve şiirleri çıkar. “Projektör” imzasıyla da gülmece ve eleştiri yazıları yazmaktadır. Bu dönemde bazı yazı ve şiirlerini Latin harfleriyle yazmıştır. Yine bu dönemde “Can AKENGİN” takma adı bütün isimlerinin önüne geçer ve yaşamı boyunca kullanacağı adı olur.

Can AKENGİN 1919’da Giresun’a döner. Mütarekenin başlangıcından Kurtuluş Savaşı’nın sonuna kadar işgale ve Rum çetecilerine karşı çıkan Işık gazetesinde yazar.

1923 yılında genç Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur ve kentinden kentine rahatlıkla gidilebilen, özgür bir yurt vardır artık. Şair yıllar önce aşık olduğu kıza kavuşmak için heyecanla Bursa yoluna düşer. Sevdiğiyle nişanlanır, ancak kısa süre sonra nişanlısı ince hastalıktan ölür. Nişanlısını yitirmek şairin bütün düşlerini yıkar. Yaşama küskün bir yürekle döner Giresun’a. Karşısında genç cumhuriyetin coşkusuyla kaynayan bir Giresun vardır ve ister istemez bu coşkuya katılır. Kentin kültür ve sanat yaşamının belirleyicisi olan Bilgi Yurdu Derneği Başkanı olur. Derneğin özellikle tiyatro etkinliklerinde yönetmenlikten dekorculuğa her alanında çalışır, ancak yüreğindeki yara kanamaya devam etmektedir.

Bilgi Yurdu Derneği’nin faaliyetleri yavaşlayınca, öncülerinden olduğu ve dört elle sarıldığı “İZLER” dergisinde yazmaya başlar. Fakat yüreğindeki yara – ve belki şehir insanlarının ihtirasları – şairi köylere çeker. “İçten adamlar” olarak gördüğü köylüler arasında “derbeder” bir yaşam sürer. Zaman zaman Giresun’a ziyarete gelen şair çeşitli ortamlarda gençlerle söyleşir; şiirlerini okur ve yine dağlara döner. 31 Ağustos 1942’de tedavi için götürüldüğü İstanbul’da “yaşamaya değmez” dediği  bu dünyadan göçüp gider.

 

SANATI

            Can AKENGİN Fransız İhtilali’nin yaydığı ulusçuluk akımının dünyayı sardığı, Batılı ülkelerin dünyayı paylaşma yarışında olduğu ve II. Abdülhamid’in belki de devletin topraklarını ve birliğini koruma düşüncesiyle “istibdâd” diye tabir edilen yönetim tarzı sergilediği bir zamanda hayata başlar. Çocukluğunda ve gençliğinde II. Meşrutiyetin ilanı, 31 Mart Vakası, Balkan Savaşları, I. Dünya Savaşı, Kurtuluş Savaşı, Cumhuriyetin ilanı ve sonraki gelişmeleri yaşar. Hatta hayatının son yıllarında da II. Dünya Savaşı başlamış ve devam etmektedir. Can AKENGİN, bütün bu siyasi ve sosyal olayların yanında, Servet-i Fünûn, Fecr-i Âti, Milli Edebiyat, Saf Şiirciler, Toplumsal Gerçekçiler, Beş Hececiler ve Yedi Meşaleciler gibi akımların edebiyat sahasında etkin olduğu dönemleri de görür. Bu nedenle şairde saydığımız üslûp ve tarzların yansımalarını görmek mümkündür.

 

Can AKENGİN’in şiirlerinde melankolik- santimantal bir aşk ve bu duygu etrafında dönen bakış açısı ile vuslat arefesinde kaybettiği yârin sızısı vardır:

“……

Ne onulmaz derdim var,

Yatarken Bursa’da yâr,

Benim için bu elde

Nefes almak bile ar.” (SILADA AKŞAM)

 

“……

Yemyeşil Bursa’da yatan yâr gibi!

Başını bekleyip duran kar gibi,

 

O da vefalıydı, o da beyazdı,

Misli menendi hiç, hiç bulunmazdı.

 

 

Eritti yavruyu ince hastalık..

Ben bir sefil oldum, bak ben bir alık.” (SON YALVARIŞ)

 

“Her şey, bu akşamda senden gayrı hepsi var.

Âh gelin olmadan giden yâr!..” (ÇAKIL TOPLAYAN DELİ)

 

Şair, sevdiğinin ölümüyle rüzgara kapılmış yaprak gibi çaresizdir ve hayat ışığını kaybetmiştir. Hatta her anı yârin hayaliyle geçen bu dünya ıssız bir hal almış, gurbete dönmüştür:

“Zâlim, onmaz bir aşkın oldum “yumuş uşağı”

Yâri toprak örtünce kaybettim solu, sağı.” (HASRETLER)

 

“Sürünür gezerim ıssız dünyada.

Bir dakikam yok ki gelmesin yâda.” (SON YALVARIŞ)

 

Şair, aşk acısı, hasret dayanılmaz bir hal aldığında isyanın eşiğine gelir:

 

“Niçin geldim dünyaya? Madem gülmek yasaktı!

……”                                                                 (HASRETLER)

 

“Diledin dünyayı çattın,

Yoktan bizi yarattın,

Bunlar…  belki de iyi,

Fakat niçin sevgiyi

Senden büyük yarattın?” (ASIL GÜCÜME GİDEN)

 

“Çal delikanlı çal!. Âşinasıyım

Bu aşkı yaratan Rabb’e âsiyim!

……

Çal delikanlı çal!. Bugün içim dar,

Güzeli yaratan Rabb’e hıncım var!” (ÇAL DELİKANLI)

 

 

Can AKENGİN’e göre ölüm çekilen acının sona ermesidir, insanın yavaş yavaş gittiği bir yoldur:

 

“……

  • Olsa da yavaş yavaş
  • Gidiyoruz değil mi?

…….

O bir tek

Tanrımıza.” (PARYANIN TÜRKÜSÜ)

 

“Sağlıyorsa ne gam

Dermanım yumak gibi,

Ben ölümden hiç korkman,

Ölüm uyumak gibi.” (ASIL GÜCÜME GİDEN)

 

Şair işlediği tüm suçların, günahların nedenini, isyanını aşk acısıyla kendisini kaybetmişliğine bağlar:

 

“Arazım ama

Ursuzum Allah

Günahımda kusursuzum Allah

………

Hani yaptığını yıkan var ya!

Onun kadar şuursuzum Allah!” (TESLİM VE TESELL)

 

Can AKENGİN’in şiirlerinde tabiat önemli yer tutar. Toplumun baskısından, ihtiraslarından bunaldığında şair için tabiat güvenli bir limandır. Öyle ki, hayatının önemli bir bölümünü şehirden uzak ve köylerde geçirir. Köydeki yaşam şaire göre şiire benzemektedir:

“Şafak attı… koyu nefti gölgelerde uyuyan,

Küçük köyün yuvaları birer birer şenlendi.

Ahırların kapısında gevşeyerek soluyan

İnekcikler, gerinerek, yavaşça seslendi.” (KÖYDE BİR SABAH)

“…….

Bir yokuşun üzerinde sıçrayarak keçiler…

Zil sesleri, meleşmeler.. bütün köyde bir mahşer,

Bir mahşer ki bütün hayat bütün şiir güzellik!” (KÖYDE BİR AKŞAM)

 

“Köyler mukaddes menbağlar gibi maneviyatımın bütün kirlerini temizler, bana kuvvet ve zindelik verir. Köylülerle diz dize yaşadıkça, yaşamanın zevkini, hayatın kıymetini, insanlığın vazifesini anlarım. Dinim, baş döndüren ulviyetiyle beni daha çok meftun eder. İyi olmak, köylüler gibi olmak için yemin ederim.” (KÖYDE HAYAT)

 

Şair, dini de kullandığı motifler arasına katmıştır. “Bu Yürek, Gönül İzleri” ve “Bir Antrak” adlı şiirlerinde dini unsurlar yer alırken, “Cehennemlik” adlı şiirinde dini kazanca tahvil edenlere keskin bir eleştiri vardır. “Alarga” şiirinde “Lâzımsa, içinde çarpsın Yaratan!” diyerek seküler bir yaklaşım sergiler. “Biricik Din”de ise dini tamamen reddeder. Ancak ölümün mutlak son olduğunu gören ve bilen şair, “Teslim ve Tesell, Paryanın Türküsü” ve “Asıl Gücüme Giden” adlı şiirlerinde ise teslimiyet içerisine girer.

 

Can AKENGİN’in kullandığı dil, Anadolu insanının şiire konu oluşu ile Milli Edebiyat ve Beş Hececiler akımı özellikleri gösterir. Şair “Pelikanların Şarkısı” şiirinde kendisini de mensubu olarak gördüğü “süssüz, şatafatsız, pabucu delik” Anadolu insanını “biz” diye nitelerken, “incirle ceviz gibi çiçeksiz meyva verenler” olarak görür:

 

“Biz,

İncirle ceviz

Gibi çiçeksiz

Meyva verenlerdeniz.

 

Süsümüz yok, şatafatımız yok

Gündelik şanlarda,

Hele şu dış alanlarda

Oynatacak atımız yok.

Pabucumuz delik,

Olsun… çamur tıkar.

Değerimiz bir metelik

Etmesin, ne çıkar,

Yoksulla ikiz

Biz

Sırayı kardaş,

Kürsüyü haş haş

Bilenlerdeniz.

 

Biz ki en

Kör çeşmelere tutarız da tası,

O, hâlis Londra dondurması,

Viskiden

Tatmayız…

……..”                                 (PELİKANLARIN ŞARKISI)

 

Şiir, Anadolu insanını yüceltirken, Faruk Nafiz ÇAMLIBEL’in “Sanat” isimli şiiriyle de paralellik gösterir.

Behçet NECATİGİL, Aksu dergisinde (Cilt 5, sayı 52, Ağustos 1948) AKENGİN’i “Hecenin Beş Şairi” grubunun takipçiliğinde taze bir ses olarak niteler. NECATİGİL’e göre şair samimi, realist bir tarz benimsemekle birlikte, ölçü ve kafiyeden kopamayışıyla şiirin tabii deyişinden uzak kalmıştır.

Can AKENGİN, Anadolu’ya, Anadolu insanına yönelişini göstermek, hatta ispat etmek istercesine halkın konuştuğu Türkçe’yi (Giresun ağzı) kullanır. Şiirlerinde genellikle mani ritmi ve tadı hissedilir:

“Sardı beni alevin

Sevin, kâfir kız sevin

Ayrılamam semtinden

Mihrabım oldu evin.” (BİRE BİR)

*************************************************************

Şiirlerde Halk edebiyatından da, Divan edebiyatından da motifler görmek mümkündür:

 

 

“…….

Vurana der: Bir daha vur.

Özü Hârâ, özlemi Tûr

           …..”                           (BU YÜREK)

“Bir bakışın bin lütûf

Anlamayanlara: Yuf…

Zeliha’ya kim bakar,

Dururken civan Yusuf.” (GÖNÜL İZLERİ)

 

“Yürekler dağlıyor en pes perdesi,

Ferhat’tan mı almış hıçkıran sesi?

Varsa gönüllüyüz aşkın çetesi.” (ÇAL DELİKANLI)

 

Şairin toplumun, insanların olumsuz davranışlarını eleştirdiği şiirleri de vardır:

 

“Devran ne düzenli oyun

Belli belirsizdir eki

Saydığına, deme “soyun”

Tiksindirir içindeki” (BİR ANTRAK)

 

“Cehennemlik” adlı şiirinde sözünü eğip bükmeden sahte din adamlarını eleştirir ve “yarım hoca dinden eder”e vurgu yapar:

“……

Şarkın başında çok tüttün,

Sade menfaati güttün,

Ardı gelmez günahlarla

Bizi dinden sen ürküttün!

 

Çözülene açtın kapı,

Sanki cennet sana tapu?

Medhederken dolmaları,

Hocam kendin yuttun hapı!

…….                                 (CEHENNEMLİK)

AKENGİN, yaşadığı bohem hayatı nedeniyle kendisini de eleştirir:

 

“Halkçı mı otlakçı mı? Ben de bilmem necisin

Tos vurana tas veren adamların çecisin

Ne dümendeki dayı, ne de bir hamlecisin

Ey dosta dünden çömez, düşküne imecisin.” (AYNADAKİNE)

 

Şair, şiirlerinde âhenk unsurlarından her zaman faydalanır, ölçü ve kafiyeden vazgeçemez. Yedili, sekizli, on birli hece ölçüsünü daha çok kullanır. Bu ölçüler şiirlerine mani, semai, koşma havası verir. Hece ölçüsüyle yazdığı bazı şiirlerinde ölçünün bozulduğu, hece sayısının arttığı ya da düştüğü görülür. Sebebini ise ozansı söyleyişe ve birçok şiirinin dostları tarafından yazıya aktarılışına bağlamak mümkündür. Kafiye çeşitlerinden çoğunlukla tam ve zengin kafiyeyi  kullanır. Redifin müzikalitesinden her zaman faydalanır:

 

“Seni sevmek artık ar,

Hiç olmadın bana yâr,

Yıktığın gönlün şimdi,

Asil bir sultanı var.”  (GİT GİT)

 

“ ‘Kan ayaklı değil’, ey eli kanlı!

Gönül kasırgası en doğru adın.

Yolunda dağ gibi kaç delikanlı

Devrildi de yine kanıksamadın!” (MÜJDE)

 

AKENGİN, ölçüyü bir kenara bırakıp serbest nazımla yazmayı denediği zamanda bile kafiyeden kopamaz:

 

“Yok:

Bir

‘Gel koynuma gir

Diyen

Hiç tükenmiyen

Aylar, çileli yollar saydım.

Bulsaydım,

Aah bulsaydım çaresini barışmanın

Verirdim can

Göz kırpmadan!

Yok,

Yolu yok bahtiyarla barışmanın.

Sormayın: ‘O kim?’

Sormayın, sormayın kan ağlıyor içim

Gülen, düzenbaz dışımdır.

Sevilmeden sevmek,

Bu alev alev emek,

En büyük hışımdır.” ( O )

 

Şair, edebi sanatlardan da bolca yararlanır. Şiirselliği artıran istiâre (sevgili- kâfir), tezat (kefen- kundak, yaşam-ölüm), nidâ ( ey, Allah’ım;..), tekrir ( çal…çal, bayraklılar…bayraklılar), istifhâm (Perde indi mi Salih Ağa?, Niçin geldim dünyaya?), telmih (İsa, Musa, Tûr) gibi sanatların yanında, mûsiki havası kazandıran  assonans ve aliterasyon sanatlarını da kullanır:

 

“Yaşlarla yoğ(u)rulmuş kuru aşımla

Dağ dağ gezerim can yoldaşımla” (YILLARDIR)

 

Yukarıdaki iki dizenin neredeyse “a” ve “u” ünlüleri (assonans) ile “y,ş,l,r,m” ünsüzlerinden (aliterasyon) oluşması bir çırpıda söyleyiş güzelliği verir.

Can AKENGİN’in şiirleri yanında  özellikle Giresun’un ve farklı mekanlarının anlatıldığı, güçlü tasvir unsurları taşıyan nesirleri de vardır. Tasvirler okuyucuda bir fotoğrafa bakıyormuş hissi uyandırır. Ayrıca nesirlerinde psikolojik tahliller geniş yer tutar.

“Kahve önlerinde figüranlıktan gayrı bir işe yaramayan akranlarına nisbetle dinç ve öfkeli bir ihtiyar, bir dakika ayrılmazdı. Ötekiler oturur, büzülür öksürürken pısırık pısırık.. Çerkez Kerim Ağa; elinde kantar, omuzunda sırık, dolaşır; kısa bacaklarının elifî biçimi, ağır aksak adımlarını tarta tarta, o dükkan, bu dükkan zikzaklar, akşamlara kadar, dik başlı bir yeniçeri kollukçusunu karikatürize eder, dururdu.” ( HACIHÜSEYİN ÇARŞISI)

 

Tiyatro, Can AKENGİN’in hayatında önemli bir yer tutar. Geçmişten gelen tiyatro anlayışına, algılamasına şiddetle karşıdır. Tiyatro kültüründen yoksun halk ve oyuncuların, bu sanatı “cehennemlik yolu” ve “ahlaksızlık menbaı”na çevirdiğini düşünür. Tiyatro ve tiyatro sanatçısını sözünü esirgemeden tarif eder:

 

“-Efendiler; tiyatro bizim bildiğimiz nesne değildir. Aktör ve aktrisler bizim tanıdığımız serseri heriflere, sürtük karılara kat’iyyen benzemezler. Frenk illerinde mektep gibi, mabet gibi tiyatro da muhteremdir. Tiyatro binaları belediye dairelerinden daha muhteşem, belediyelerin tiyatro tahsisatı birçok hükümetlerin bütçesinden daha üstündür. Prensler, krallar aktörlerin dostluklarıyla iftihar ederler. Onları sofralarında sağlarına alırlar, resimlerini salonlarının göze çarpacak yerine asarlar, kartvizitlerini albümlerinin ilk sahifelerine iliştirirler.” (GİRESUN’DA ESKİ TİYATROLAR)

 

SONUÇ      

Giresun’un yetiştirdiği önemli sanatçılardan olan Can AKENGİN, hayallerini kaybeden, yaşama küsmüş bir insan olmasına rağmen, şehrimizin kültür altyapısına önemli katkılar yapmıştır. Şairliği yanında, modern tiyatro anlayışının yerleşmesi için samimi çaba sarf etmiştir. Şehirden ve şehir insanından uzak kalmayı tercih ettiği dönemlerde bile gençleri ihmal etmeme adına, arayı açsa da, ziyaretlerini ve sohbetlerini sürdürmüş, şiirlerini:

 

“Kağnı hışkırıkları”

“sevda içki, sesin meze”

“Tam dilekçe bir erkekti.”

“Neye güldün öyle hüngür hüngür?”

“Gelin kalbe kaynana olan bu arsız kafam”

“Fakat neden sevgiyi Senden büyük yarattın?”

 

gibi farklı söyleyişlerle, şairlik kumaşıyla süslemiştir. Birçok sanat anlayışının aktif bulunduğu ortamda yaşamış olmasına karşın sanat anlayışını, çizgisini başladığı gibi hayatı boyunca sürdürmüştür.

Bu yazının, Giresun Valiliğinin Giresun’un kültür insanları ile ilgili başlatmış olduğu anılarını ihya çalışmalarına deryada katre misali de olsa katkı yapmasını umuyor, şairimizi şükranla yâd ediyoruz.

Hüseyin ÖZDEMİR

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
Hava durumu
-
-
-
Nem Oranı: -
Basınç: -
Rüzgar Hızı: -
Rüzgar Yönü: -
ANKET

Sitem nasıl?

Sonuçları görüntüle

Yükleniyor ... Yükleniyor ...