İnsanın en çaresiz kaldığı an ne zamandır? Ya da çaresiz kaldığı an ile çaresiz hissettiği an aynı mıdır? Mesela bir kapının çalışı bizi tedirgin eder mi? O kapıyı açamama hissiyle o kapıyı açamamak aynı mıdır? Yolu yürüyen ile yolu inşa eden aynı kişi ise o yol çiçek açar, ancak yolu yapan ile yürüyen farklı ise işte o zaman yolda bir takım sancılar başlar.
Yüreği saran korkunun ötesinde bir tarif yoktur. Bu tarifin sonunda sancılı bir bakıştan başka da kimse yoktur. İnsanın kendi içindeki sualleri kadar karşısındakinin içine verdiği cevaplar da mühimdir. Aradığı ve bulduğu ikilemler, sorduğu ve aldığı cevaplar kadar keskin bir bıçağın elde bıraktığı acıdır aslında. Ne kadar da korkusuz durur oysa dostu yanında ve ne kadar da korkusuzdur aslında düşmanının karşısında. Tüm bu girdabı ve açık kalmış kapıları arasında insan çaresiz kaldığında yapacağı tek şey vardır, o da kalmak. Hem de kala kalmak. Kaldığı yerden başlamak mesela, bıraktığı çaresizliğin sonundan başlamak… Böyle anlarımız hepimizin olmuştur. Peki bu anların üstesinden nasıl geliriz? Yakamızı silkerek mi? Aklımızı karıştırarak mı? Sanırım insanın kaçtıkça en çok kovaladığı kendisi oluyor? Çaresizliği de kaçtıkça eteklerinden yapışıp onunla birlikte geliyor. Güvensizliğini bir kenara bırakabilse, yeniden başlamayı denese mesela, kalktığı ayak kendi ayakları olacak oysa bir kalkabilse belki de tüm çaresizliği son bulacak…
Ama insanın kendine dahi söyleyemediği çaresizliğinin çaresi nedir?
Bu deva ise her çareden farklı bir iksirin içinde değil midir?



“Kavuklu Yapay Zekaya Karşı”
Kadın Haklarında Hukuki Mekanizmalar ve Uygulama Deneyimleri Paneli Gerçekleştirildi
Bulancaklı Güneş Çavuş’un Senaryosu Dünya Sahnesinde
Halk Müziği Konseri Mehmet GÖKÇE
Giresun Üniversitesi GRÜ Tiyatro Topluluğu Ordu Üniversitesi’nde Sahne Aldı
GİRESUN BELEDİYESİ’NDEN KENT GÜVENLİĞİ İÇİN YENİ ADIM
BAZI ŞARKILAR/TÜRKÜLER VE ÖYKÜLERİ
