Giresun Sanat

“GELDİKLERİ GİBİ GİTTİLER!”

“GELDİKLERİ GİBİ GİTTİLER!”
16 kez
09 Ekim 2022 - 23:44
 AMA BU DEFA ASKERİMİZİ VE BAYRAĞIMIZI SELAMLAYARAK!
HAİN PADİŞAH VAHDETTİN TARAFINDAN İSTANBUL’UN DÜŞMANA TESLİMİ…
VE…KAHRAMAN GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK TARAFINDAN GERİ ALINMASI ÜZERİNE…
“Keşke Yunan galip gelseydi” diyen Püsküllü Kadir taifesi papağan gibi devamlı şu cümleyi tekrarlar durur:
“İngilizler İstanbul’u tek kurşun atmadan işgal ettiler, tek kurşun atmadan terk ettiler.”
Bir, “Pikniğe geldiler, sonra sıkılıp gittiler” demedikleri kaldı!
Malumunuz olduğu üzere, İstanbul’un düşman işgalinden kurtuluşunun 99.yılını kutladığımız 6 Ekim 2022 tarihinde kısa bir yazı kaleme aldım.
Yazıma, bir hanımefendi ve tartışmaya sonradan dahil olan bir hemşehrimiz beyefendi hariç, çok sayıda olumlu tepki aldım.
Bu hanımefendinin “Tereciye tere satar” bir edayla bize ayar çekmesi ve ardından da “Keşke Yunan galip gelseydi” diyen “Kadir Mısıroğlu” üslubuyla başlattığı polemikteki asıl amacı sezdiğim için ona, “Bakın, ben dahil milyonlarca kişi bunları bilmiyordu. İyi ki hatırlattınız. Sayenizde öğrenmiş olduk. Teşekkür ederim!” diyerek, “ironik” bir cevap vermekle yetindim.
Bizim şöyle güzel bir atasözümüz vardır, çoğunuz bilir:
“İslam’ın şartı beş. Altıncısı haddini bilmek, yedincisi haddini bilmeyene de haddini bildirmek!”
Bu hanımefendi yalan ve yanlışlarında ısrar edince; okuyup, araştıran, soruşturan aydın takipçilerimden gerekli cevapları aldı.
Hani, “Ne anlatırsan anlat, anlattığın karşındakinin anlayacağı kadardır” deriz ya, aynen de öyle oldu, ısrarla polemiğe devam etti.
Bilmediği konularda ısrar etmemesi ve özür dilemesi için üç gün sabırla bekledim.
Sonunda dayanamayıp, bu yazıyı kaleme almaya mecbur kaldım.
Efendim, İngilizler’in İstanbul’u daha açık bir ifadeyle Konstantinopolis’i (çünkü Fatih’in fethettiği 1453’den beri Osmanlılar şehrin adını aynen böyle muhafaza etmiş, İstanbul adını 1928’de TC vermişti.) tek kurşun sıkmadan işgal ettikleri iddiası yanlıştır.
Osmanlı’nın tek kurşun sıkmadığı ve şehri kuzu kuzu teslim ettiği doğru, İngilizler’in ise tek kurşun atmadığı iddiası yanlıştır, yalandır.
Lütfen yazımı sonuna kadar okuyunuz, oraya da geleceğim.
Devam edelim.
Osmanlı’yı Almanya’nın müttefiki olarak savaşa sokan Talat Paşa Hükümeti, 1918’e gelindiğinde Almanlar’ın tüm cephelerde bozguna uğraması üzerine zaferden ümidini kesmeye başlamıştı.
Bu savaştan en az zararla yakayı sıyırmak isteyen Talat Paşa, barış antlaşmasının sağlanması için 5 mart 1918’de ABD Başkanı Wilson’dan müttefikler nezdinde aracı olmasını rica eder. Ancak bu teklifi İngiltere tarafından kabul görmez.
Aynı tarihte Padişah Vahdettin, özel temsilcisi Bogos Nubar Paşa ile Rüştü Bey vasıtasıyla İngiliz Hükümeti’ne iletilmek üzere Bern’deki İngiliz Büyükelçisi Horace Rumbold’a bir barış anlaşması taslağı gönderir.
Bu taslakta, savaş öncesi Mısır’da olduğu gibi Hicaz, Suriye, Filistin ve Irak’ta İngiliz himayesinin kurulması, Osmanlı’ya bağlı bölgelerde İngiltere’nin denetiminde anayasal reformlar yapılması gibi maddeler bulunuyordu.
Vahdettin’in en önemli arzularının başında ayrıca, İttihat ve Terakki yönetiminin bir an önce devrilmesi vardı.
Bunu başarabilmek için de, İngilizlerin komutasında asker kaçaklarından ve savaş esirlerinden oluşan bir ordu kurulmasını ve Şerif Hüseyin’le işbirliği yapılarak İstanbul’a yürütülmesini istiyordu.
Vatan toprakları işgale uğramış, binlerce Mehmetçik toprağa düşmüş, Vahdettin’in umurunda bile değildi.
Tek amacı vardı, kendini sağlama almak!
Tabi bu teklifleri İngiltere tarafından uçuk bulunduğu için ciddiye alınmadı.
***
MONDROS MÜTAREKESİ İMZALANIYOR
Neyse, uzatmayalım.
İngiliz Hükümeti barış görüşmelerinin yapılmasına karar verir.
Bunun için de, Akdeniz’deki İngiliz filosunun komutanı Amiral Calthorpe’u İtilaf Devletleri adına Osmanlı Devleti ile imzalanacak ateşkes görüşmelerini yürütmekle görevlendirir.
Bu durum karşısında Ahmet İzzet Paşa, 23 Ekim 1918’de Vahdettin’i ziyaret ederek İzmir’de bulunan Nurettin Paşa, Yarbay Sadullah Bey ve Hariciye Müsteşarı Reşat Hikmet Bey’in barış görüşmeleri için uygun olduğunu belirtir.
Vahdettin bu teklifi derhal reddeder.
Onun istediği kişi, kendi özel çıkarlarını (sarayını) koruyacak bir kişi olmalıydı, o da zayıf bir karaktere sahip Damat Ferit Paşa idi. Hariciye’de küçük bir memur olmasına rağmen, böyle önemli bir makama layık görmesinin tek özelliği, Vahdettin’in dul kız kardeşiyle evlenmiş olmasıydı. Damat Ferit aynı zamanda Hürriyet ve İtilaf Partisi’nin de kurucuları arasında olup, katıksız bir İngiliz hayranı idi.
Ahmet İzzet Paşa’nın tüm karşı koymalarına rağmen Vahdettin Damat Ferit konusundaki ısrarını sürdürür.
Bu emrivaki karşısında Hükümet istifa kararı alınca, Vahdettin geri adım atarak, Baş görüşmeci olarak Harbiye Nazırı (Osmanlı Deniz Kuvvetleri Bakanı) Dz.Albay Rauf Bey’i görevlendirir.
Osmanlı İmparatorluğu savaştan yenik çıkmış olsa da, ateşkes antlaşması konusunda siyaseten acele etmemesi gerekiyordu.
Çünkü Makedonya’da bulunan İtilaf güçlerinin şiddetli kar yağışından dolayı ulaşım hatlarının uygun olmaması İstanbul üzerine yürümeyi imkansız kılıyordu.
Durumun farkında olan İngiltere’nin asıl amacı, stratejik önemi olan Boğazları açtırmak suretiyle henüz savaş dışı kalmamış olan Almanya’ya karşı ikinci bir cephenin açılmasını sağlamaktı.
İngiliz Savaş Kabinesince, daha önce hazırlanan 24 maddelik ateşkes taslağı üzerinde boğazların açılmasını ilgilendiren ilk dört maddenin dışındaki diğer 20 madde üzerinde mecbur kalmadıkça fazla ısrarcı olunmaması kararlaştırılmıştı.
27 Ekim 1918 tarihinde Bahriye Nazırı (Osmanlı Deniz Kuvvetleri Bakanı) Rauf Bey ile İngiltere’nin Akdeniz Donanma Komutanı Amiral Calthorpe başkanlığındaki iki heyet arasında, Limni adasının Mondros limanında demirli Agamemnon zırhlısında resmî görüşmeler başlar.
Calthorpe, Londra’nın kendisine gönderdiği ateşkes taslağının ilk dört maddesini okuduktan sonra, bunların hiçbir değişiklik yapılmadan aynen kabul edilmesinin istendiğini bildirerek, bunlar kabul edilirse sonraki maddelere geçebileceğini Osmanlı heyetine söyler.
Görüşmeler boyunca iki heyet arasında birçok madde üzerinde tartışmalar yaşanır.
Osmanlı heyetindekiler özellikle İtilaf Devletlerinin yurdun herhangi bir yerini işgal etmesine imkan tanıyan 7. madde konusunda hükümete sormadan hareket edemeyeceklerini bildirir.
İstanbul Hükümetinin tüm çabası ise, 7.maddenin bir an önce kabul edilerek, İstanbul hariç, gerektiğinde ülkenin diğer yerlerinin işgalinin yolunun açılması idi.
Nitekim 29 Ekim 1918’de Vahdettin verdiği cevapta, şartlar çok ağır da olsa bir an önce antlaşmanın imzalanmasını ister.
Çünkü O’nun için önemli olan, İngiliz dostluğu idi. Bu dostluğa dayanarak, zamanla diğer sorunların bir şekilde çözülebileceğine veya en azından hafifletilebileceğine inanıyordu.
Bu emrivaki karşısında Rauf Bey, çaresiz 30 Ekim 1918 gecesi taslak metnini aynen imzalamak zorunda kalır.
***
VATAN HAİNİ VAHDETTİN TEK KURŞUN SIKMADAN İSTANBUL’U DÜŞMANA TESLİM EDİYOR
Hani, “Körün istediği bir göz, Allah vermiş iki göz” denir ya…
Antlaşma taslağının ilk dört maddesinin kabulünü yeterli gören İngilizler, Osmanlı heyetinin taslağı aynen kabul etmesi karşısında şaşkınlıkla adeta küçük dillerini yutar.
Birilerine göre, “Vatan haini olmayan Vahdettin”, tabir yerindeyse, “Diğer maddeler de İngiliz dostlarımıza ikramımız olsun” dercesine adeta ülkenin tapusunu düşmanlara teslim eder. Bu ikram karşısında İngilizler’in bir zil takıp oynamadıkları kalır.
Basın ise, aynen bugünkü gibi, pembe tablolar çiziyordu.
Onlara göre tek eksik, Anadolu’da asayişin biraz bozuk olması idi!
Yani anlayacağınız, kimse gelecek tehlikenin farkında değildi.
Nitekim başta İngilizler olmak üzere İtilaf Devletleri Donanması, 13 Kasım 1918 tarihinde ağır ağır İstanbul’a doğru süzülmeye, tek kurşun atmadan resmen olmasa bile, fiilen İistanbul’u işgale başlar.
***
MUSTAFA KEMAL PAŞA: “GELDİKLERİ GİBİ GİDERLER!”
Peki, tüm bu vahim hadiseler olurken, Çanakkale Savaşları’nın muzaffer komutanı Mustafa Kemal Paşa neredeydi?
Mirliva (Tümgeneral) Mustafa Kemal, Mondros Mütarekesi imzalanmadan önce, 7.Ordu Komutanı olarak Suriye cephesinde bulunuyordu.
Hemen kendisine Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı görevi verilerek, İskenderun Limanı ile silahları İngilizler’e teslim edip Adana’ya çekilmesi emri verilir.
Paşa, Adana’ya döner lakin İskenderun limanının ve silahların teslimi emirlerine uymaz. Bunun üzerine 7 gün gibi kısa bir süre yaptığı Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı görevinden azledilir ve derhal İstanbul’a dönmesi emredilir. Özellikle silahları, güvenli gördüğü yerlere naklettirir, ondan sonra da trenle İstanbul’a döner.
13 Kasım 1918 tarihinde Haydarpaşa Garında trenden inip, kendisini Galata rıhtımına götürecek olan Kartal istimbotuna biner.
Tesadüf bu ya, işgal kuvvetlerinin savaş gemileri ağır ağır önlerinden geçmektedir.
Bu hazin manzara karşısında ağlamaklı duruma gelen yaveri Cevat Abbas’a dönen Mustafa Kemal Paşa’nın dudaklarından tarihe geçen şu sözcükler dökülür:
“Geldikleri gibi giderler!
Nitekim de öyle oldu!
Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919’da Samsun’da kurtuluş meşalesini tutuşturur.
***
DÜŞMAN İSTANBUL’U TEK KURŞUN ATMADAN İŞGAL ETTİ ÖYLE Mİ?
İstanbul’u 13 Kasım 1918 tarihinde fiilen işgal eden İtilaf Devletleri, işgali bu defa 16 Mart 1920’de resmiyete dönüştürür.
Sabah 5.45 saatlerinde Şehzadebaşı’ndaki 10.Kafkas Tümeni’ne bağlı karargah bölüğünü basarak, hiçbir şeyden habersiz uykudaki 5 mehmetçiğimizi kahpece şehit eder, 10’unu da yaralar.
Vahdettin, dostlarına tek kurşun sıkmamıştır ama dostları uykudaki masum askerlerimizi gözlerini bile kırpmadan kalleşçe ve kahpece şehit etmekten geri durmamıştır.
(Kıyıda, köşede kıstırılarak öldürülen Kuvay-ı Milliyeci diğer kahramanlarımız da cabası!)
Ardından, Meclis-i Mebusan’ı da basarak, milletvekillerinden bazılarını tutuklayarak Malta’ya sürgün ederler.
Kaçıp kurtulanlar ise, Mustafa Kemal Paşa’nın açtığı kurtuluş bayrağı altında toplanarak, 23 Nisan 1920’de TBMM’nin kurulmasında önemli görevler üstlenir.
Bundan sonrasını zaten biliyorsunuz.
Mustafa Kemal Paşa, “Ordular; ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” emrini verip, 9 Eylül 1922 tarihinde düşmanı İzmir’de denize döker.
İkinci hedef, İstanbul’dur.
Bu kadim şehir, düşmanın kirli çizmelerinden kurtarılmalı, ezanlar minarelerden daha hür ve gür yankılanmalıydı!
Pabucun pahalı olduğunu gören İngilizler, önce Mudanya Ateşkes Antlaşması’yla Türk Ordusu’nu frenler.
Mütareke gereği Trakya topraklarının teslim alınması için TBMM Başkanı ve Başkomutan Mustafa Kemal, yanına Giresunlu muhafızlarından 100 kişilik bir kuvveti de vererek Refet Paşa’yı İstanbul’a gönderir. Paşa, bu emir üzerine Gülnihal vapuru ile Mudanya’dan İstanbul’a hareket eder. Bu aynı zamanda, İstanbul’daki İşgal Kuvvetlerine karşı bir gövde gösterisidir de…
İngiliz Hükümeti ise, bir an önce Lozan’da barış görüşmelerinin başlamasından yanadır.
TBMM Hükümetine beklenen davet gelir.
İsmet Paşa başkanlığındaki Osmanlı Murahhas Heyeti ile İtilaf Devletleri temsilcileri arasında 1 Kasım 1922 tarihinde İsviçre’nin Lausanne (Lozan) kentinde başlayan barış görüşmeleri, kıran kırana pazarlıklardan sonra (ki, İtilaf devletlerinin dayatmaları karşısında tek bir adım bile atmayan Türk heyetinin masayı terk edip ülkeye geri dönmesi üzerine 4 Şubat 1923 tarihinde kesintiye uğramış, 2.5 ay aradan sonra tekrar toplanmıştır.) 24 Temmuz 1923 tarihinde Türkiye’nin zaferiyle sonuçlanır.
İstanbul dahil ülkenin tapusu yeniden asıl sahiplerine yani Türk Milleti’ne teslim edilir.
6 Ekim 1923’te Şükrü Naili Paşa komutasındaki 3. Kolordumuz, ihtiram duruşuna geçmiş olan mağrur İngiliz merasim kıtasının arasından geçerek İstanbul’a girer ve böylece hain Vahdettin’in 4 yıl 10 ay 23 gün önce selam durarak düşmana teslim ettiği şehrin anahtarı geri alınır.
Atatürk’ün dediği gibi;
“Geldiği gibi giderler!” ama bu defa ay yıldızlı al bayrağımızı ve askerlerimizi selamlayarak!..
Sizleri sıkmamak adına ancak bu kadar özetleyebildim.
Umarım verdiğim bilgiler yararlı olmuştur.
Tarih, “Keşke Yunan galip gelseydi” diyen Püsküllülerden, Atatürk’ün annesine dil uzatacak kadar alçalan M.Armağanlar’dan değil, gerçek tarihçilerden öğrenilir!
Öyle bir-iki kaynaktan da değil…
Mümkün olduğu kadar çok kitap, dergi, belge okuyarak.
Ben, öyle yapıyorum!
Anlayana sivrisinek saz…
Anlamayana davul-zurna bile az!
İstanbul başta olmak üzere aziz vatanımızı tek kurşun sıkmadan düşmana teslim eden, bununla da yetinmeyip vatanseverleri asi ilan ederek haklarında idam fermanı çıkaran vatan haini Vahdettin’i günahlarıyla baş başa bırakıyor…
Onun düşmana verdiklerini kanla, irfanla söke söke geri alan ebedi Başkomutanımız, Cumhuriyetimiz’in Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile silah arkadaşlarını bir kez daha minnet, şükran ve rahmetle anıyorum.
Ruhları şad, mekanları cennet olsun.
“NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE!”
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
Hava durumu
-
-
-
Nem Oranı: -
Basınç: -
Rüzgar Hızı: -
Rüzgar Yönü: -
ANKET

Sitem nasıl?

Sonuçları görüntüle

Yükleniyor ... Yükleniyor ...