kutsal hakyemez apartmanındaki denize bakan oturma odamız…
ki o vakıtlar yani 70ler, manzaranın kıralı idi gördüğüm, ucube yapılar yoğidi falan, mayonu giy balkona çıkıp doğrudan limanın içine çivileme atla, öyle bişiydi..
***
bir ejderha gibi camlarımıza çarpan lodos fırtınası yarım saat sürer, bitmek bilmezdi, korkudan masa altlarına sığınırdım, annem babam o an evde değilse..
şimdi lodos lodosluğunu unuttu, rüzgar sesi diye bir ses kalmadı, binalar izin vermiyo besbellim? yoksa Allah’ın fırtınası mı biter?
***
günün biri bakıp dururken o odadan denize, yıldırım düştü liman içre..
voleybolcu kızlarımızın “kısa pas ve derhal smaç” olayı gibi oldu aynı.. bam, güm! ömrümün ilk ve tek gök gürültüsüz yıldırımı idi, gökten direkt indi..
ev sallandı..
minik gürsel apo anasına koştu, mutfaktaydı Aytencüüm..
***
(bugün olsa “gız u da neydi” der gülerdim)
***
yaşamımın en unutulmaz oturma odasında güçlü bir kütüphane vardı.. babamdan, ablamdan, abimden kitaplar..
belki 1000 kitap..
yaşım büyüdü, ilkin aziz nesin ve hasan hüseyin korkmazgil olmak üzre ben de okuru oldum o kitaplığın..
sonra şiirseverliğimi algıladım.. şiir kitap ve antolojilerini elimden düşürmedim.. takvim 80lere yaklaştı artık, şiirlere bilindik ezgiler katıp mandolinimle çalıp söylemeye başladım..
misal bir karacaoğlan dörtlüğünü bir türkü melodisi ile söylemek fena değildi ama yunus emre ilahisini macar rapsodisi ile söylemek en azından babamın “pes yahu’ itirazlı bakışlarına maruz kalıyordu..
sonra zaten bağlamaya geçtim, “bestekarlık” kalmadı!!!!
(o kitapların çoğu, Bilgi Yurdu’muzun kitaplığında şimdi)
***
meğer genlerde de varmış şairlik, can’ın akrabası olmak bir sır gibi saklandığı için sülalede, onu da çok geç öğrendim.. (45-50 yaşta falan)
her delikanlı gibi şiirler yazmaya başladım.. elbette çok kötü (utanç verici!!!!) şiirler idi..
bir tanesinin teması aklımda şimdi.. annem bana dedi ki diye başlıyo her dörtlük.. hepsinde de annem bana olumlu öğütler veriyo.. halkını sev, kedileri sev falan filan.. gereksiz bir yapıt tabii..
ve ilk kez şuan düşündüm, muhtemelen “annem beni yetiştirdi” marşımızın esini bu, bilmiyom valla?
şiir yazmayı bıraktım elbette büyüdükçe, kendim ve diğer kötü ozanlarla mşşk geçmek üçün aşık gavlaki diye mahlasa bürünüp şiir cdsi bile yayımladım..
evet lan gendime gavlak dedim..
hani çok egoluyum ya bir avuç boktan püsürden yaratığa göre!!!!!
***
babam bu şiiri dinledi..
her nasılsa beğenmiş olmalı.. öğlen yemeği masası idi ve daha 6 saati olan akşam rakısından derin bir yudum çekemeden;
“küçük inek, babam bana dedi ki demeni beklerdim”!!!
ne yanıt verdim, anımsamıyorum..
***
bugün saat 16.00’da annemi ziyarete gideceğim.. entübe ama beni tanıyo.. kaşıyla gözüyle anlaşıyoz..
anne u şiiri anımsadın mı diye soracam.. birden bir can gelse;
ula galkar seni döverim dese, dünyalar benim olsa….



Giresun Valisi Mustafa Koç’tan Giresun Üniversitesi’ne Ziyaret
Prof. Dr. Özkan Öztürk COST Aksiyonuna Atandı
GİRESUN BELEDİYESİ HAYVANAT BAHÇESİ’NİN KAPISI HERKESE AÇIK
GİRESUN’DA ALTYAPI HAMLESİ
Usta Sanatçılar
Bulancak Belediyesi Zabıta Personelinden Örnek Davranış
Klinik Psikolog Neslişah Cinali
