(26 AĞUSTOS-30 AĞUSTOS 1922)
26 Ağustos 2022 Büyük Taarruz’un ve 30 Ağustos 1922 Büyük Zafer’in 104’üncü yıl dönümü Büyük Türk Milleti’ne kutlu olsun!
Zaferin kısa öyküsüne gelince…
Yunan Ordusu, 22 Ağustos 1921 tarihinde başlayıp, 22 gün 22 gece sürdükten sonra 13 Eylül 1921 tarihinde sona eren, Atatürk‘ün deyimiyle “Melhame-i Kübra” yani “kanlı ve büyük savaş” adıyla da anılan Sakarya muharebesinden büyük bir bozgunla çıkmış, Eskişehir-Kütahya hattında savunmaya çekilmişti.
Sakarya zaferinden sonra Mustafa Kemal Paşa (Atatürk) ile Fevzi Paşa (Çakmak) mareşal, diğer pek çok muvazzaf subay da diğer üst rütbelerle ödüllendirilirken, 47.Giresun Gönüllü Alayı Komutanı Milis Binbaşısı Giresunlu Topal Osman Ağa’ya Milis Piyade Yarbay (Sic No: Milis P.Yb-342) ve Sakarya Şehidi 42.Giresun Gönüllü Alayı (Nizamiye Alayı) Komutanı H.Avni Alpaslan’a da Yarbay rütbesi verilmişti.
Şimdi sıra, düşmanı vatan topraklarından tamamen temizlemeye gelmişti. Ordumuz çok yıprandığından zaman kazanmak lazımdı. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa büyük bir gizlilik içinde taarruz hazırlıklarına başladı. Ancak askeri bilgilerden yoksun milletvekilleri (özellikle de padişahçı muhalif 2.Grup) Başkomutanı hedef alarak, gecikmeyi şiddetle eleştirmeye başlamışlardı. Bir taraftan bu eleştiriler göğüslenmeye çalışılırken, diğer yandan da yabancı ülkelerle diplomatik temaslar sürdürülüyordu. Sakarya Zaferi diplomasi alanında da elimizi nispeten güçlendirmişti.
Aradan 10 ay geçer. Büyük bir gizlilik içersinde yapılan taarruz hazırlıkları nihayet sonuçlanmıştır.
Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, bir futbol maçı seyretme bahanesiyle 28-29 Temmuz 1922 gecesi Akşehir’de bulunan Batı Cephesi Karargahı’na gider. Üst düzey komutanlarla fikir alış verişinde bulunur. Her şeyin yolunda gittiğini görünce gönül rahatlığıyla Ankara’ya geri döner.
İşi şansa bırakmak istemeyen Mustafa Kemal Paşa, 21 Ağustos’ta Çankaya’da kordiplomatiğe çay partisi vereceğini basın yoluyla kamuoyuna duyurup, 20 Ağustos’ta gizlice tekrar Akşehir’e savaş karargahına gider. Fevzi ve İsmet Paşalar’a taarruz tarihi olarak 26 Ağustos’u belirlediğini, buna göre hazırlıklı olmalarını söyler.
Tarihe “Başkomutanlık Meydan Muharebesi” olarak da geçecek olan Büyük Taarruz, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın emriyle 26 Ağustos 1922 sabahı saat 05.30’da Kocatepe’den yapılan yoğun bir top atışı ile başlatılır.
Uyku mahmurluğu içersinde olan Yunanlılar bir anda neye uğradıklarını şaşırmışlardı. Kahraman Türk Ordusu, bir başka tabirle “Çılgın Türkler” düşmanı önüne katmış; şimşek olmuş çakıyor, sel olmuş coşuyor, on binlerce imanlı hançereden çıkan “Allah Allah!” nidaları arş-ı alaya yükseliyordu.
Şaheser uyanmıştı artık.
Onları değil Yunanlılar, yedi düvel bir araya gelse durduramazdı!
Bendini yıkmış ırmaklar gibi akıyor, kafesini parçalamış aslanlar gibi kükrüyorlardı.
Dağ, taş Mehmetçik kaynıyordu.
Sözü burada Nazım’a bırakalım:
“Dağlarda tek tek
ateşler yanıyordu.
Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki
şayak kalpaklı adam
nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
güzel, rahat günlere inanıyordu
ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında
birdenbire beş adım sağında onu gördü.
Paşalar onun arkasındaydılar.
O, saati sordu.
Paşalar : “Üç” dediler.
Sarışın bir kurda benziyordu.
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun başına kadar,
eğildi, durdu.
Bıraksalar
İnce, uzun bacakları üstünde yaylanarak
Ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe’den Afyon Ovası’na atlıyacaktı.”
Nazım Hikmet, böyle diyordu demesine de…
Türk Ordusu’nun önünde aşılması çok güç büyük bir engel vardı.
Neydi bu engel?
Tepelerin yamaçlarına Yunanlılar dikenli tellerle öyle sağlam bir tahkimat yapmıştı ki, daha önce Yunan birliklerini denetlemeye gelen bir İngiliz Generali, “Türkler eğer bu tel örgüleri geçebilirse, gelip Avrupa’yı da alsınlar” diye alay etmişti.
Sakarya Meydan Muharebesi’nde, Atatürk’ün anlatımıyla “ bellerindeki eğri bıçakları çekerek düşmanı eski mevzilerine çekilmeye mecbur bırakan” fakat bu arada tamamına yakınını da şehit veren Giresun Uşakları ne güne duruyordu?
47.Giresun Gönüllü Alayı, komutanları Milis Piyade Yarbay Osman Ağa’nın çabalarıyla Giresun’dan yaptığı takviyelerle kısa sürede yaralarını sararak, Büyük Taarruz’da da yerlerini almışlardı, hem de ön cephede!
Afyonkarahisar’ın İscehisar ilçesine bağlı Doğanlar köyü sınırları içersinde bulunan Kabaçkıran ve Dedesivrisi (Sivritepe) mevkilerinde mevzilenmiş olan düşmanla amansız bir savaşa tutuşmuşlardı.
Ah bir de şu dikenli teller olmasaydı!
Oysa bir daha geri dönmemeyi göze alarak yola çıkmış olan gözü kara Giresun Uşakları için imkansız diye bir kavram yoktu. Nitekim 47.Giresun Gönüllü Alayı’na mensup 38 serdengeçti Giresun Uşağı, sağdan-soldan buldukları paslı makaslarla sessizce tel örgülere gelip dayanır.
Bu sırada, asıl adı Yanko olup, 15 yaşında iken İslamiyeti kabul eden ve soyadı kanunu ile birlikte Asal soyadını alan Ahmet Halis Asal (1902-1977) Ağustos’un kavurucu sıcağında dilleri, damakları kuruyan arkadaşlarına su yetiştirmek üzere Doğanlar köyüne iner.
O, arkadaşlarına su yetiştirmek için çabalaya dursun, 38 serdengeçtimiz de tel örgüleri o gece kesmeyi başarır.
Suyla birlikte geri dönen Ahmet Halis Asal, gördüğü manzara karşısında şok olur. Daha birkaç saat öncesine kadar kıpır kıpır olan canı kadar sevdiği yiğit arkadaşlarından 14’ü şimdi kara toprağın bağrında cansız yatmaktadır. Öğrenir ki, tellere takılı çıngırakların sesine uyanan Yunanlılar, kahraman fedailerimizi kurşun yağmuruna tutup, bunlardan 14’ünü şehit etmiştir.
Bundan sonrasını M.Şakir Sarıbayraktaroğlu şöyle anlatıyor:
“…Düşman kaçarken acele olarak toplanıp bu kısma defnedildiler. Ve Osman Ağa bir tahtaya Giresun 47. Osman Ağa Alayı şehitliğidir diye yazıp oradan ayrıldık. Ayrıca yaralılarımızdan hastanede iki tane de ölmüştür. Bunlar diğer arkadaşları gibi şehadet mertebesine ermişlerdir.
Akşam bozaltısı ile buradan düşman peşine gözyaşları ile yürüdük. Çünkü şehitlerimiz bu zaferi görememişlerdi.” (Osman Ağa ve Giresun Uşakları Konuşuyor, s.184)
Her yıl 29 Ağustos’ta devlet ve millet törenleriyle andığımız bu şehitlikte yatan 14 Giresunlu fedainin yanı sıra, sonradan 15.kişi olarak buraya defnedilen biri daha vardır. Bu kahraman gazi, bu savaştan sağ çıktıktan sonra, arkadaşlarına verdiği sözü unutmayıp harfiyen yerine getiren Ahmet Halis Asal’dan başkası değildir.
1977’de vefat eden bu kahraman gazimizin na’şı, vasiyeti üzerine Giresun’dan 900 km. mesafedeki Afyonkarahisar’a getirilerek çok sevdiği arkadaşlarının yanına defnedilir.
Araştırmacı, gazeteci, yazar Ergun Hiçyılmaz, “ ‘Alayının’ canına okuyan Alay” başlıklı yazısında şöyle anlatıyor, 47.Alay’ımızın burada verdiği savaşla ilgili duygularını:
“…Lafını etmemiz hatta hafızamıza nakşetmemiz gereken alay, Giresun 47’nci Gönüllü Alayı’dır. Ve kavgayı ederken bile ölümü ‘alay’a almıştır.
Bölgedeki Kabaçkıran ve Dedesivrisi mevkiini işgal ve tahkim eden düşmanı, bu alay 36 saat süren taarruzuyla Sivritepe’den sürmüştür.” (Cellatları da Asarlar, s.100)
Giresun Uşakları, arkadaşlarını Hak’ka emanet ettikten sonra, tekrar bıraktıkları yerden savaşa devam ederler. 36 saat süren bir taarruzdan sonra düşmanı Sivritepe’den atmayı başarırlar.
Şanlı Türk Ordusu’na Akdeniz yolu açılmıştı artık.
Afyon Ovası’na atlamak da ne kelime, düşmanı önüne katmış, 30 Ağustos 1922 günü Dumlupınar’da öldürücü son darbeyi vuruyordu.
Yunan Ordusu Başkomutanı Trikopis başta olmak üzere üst düzey komutanlar esir alınmıştı. Yunan ordusu dağılmış kaçıyordu. Zafer bizimdi artık. Ama dahası vardı. İzmir temizlenmeden zaferin tadı mı olurmuş?
Nitekim Başkomutan tarihe geçen o ünlü emrini verir: “Ordular; ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!”
Kahraman Mehmetçik, bu emri alır da durur muydu artık. Kimi atlı, kimi yaya köyleri, kasabaları, şehirleri kurtara kurtara kızgın Ağustos sıcağında ha bire koştular. Çekilen çileler, ağlamalar, feryatlar yerini artık sevinç gözyaşlarına bırakmıştı. Halk ekmeğini, aşını, suyunu, ayranını askeriyle paylaşıyordu.
Ordularımız sel gibi coşmuş, Yunan’ı önüne katarak yıldırım hızıyla İzmir’e doğru ilerliyordu. Nihayet bu hızlı koşu, 9 Eylül 1922 tarihinde Kahraman Ordumuzun, güzel İzmir’imizin merkezi olan Konak’taki hükümet konağının balkonundaki bayrak direğinde sallanan Yunan bayrağını indirip, yerine ay yıldızlı al bayrağımızı çekmesiyle sona ermişti.
30 Ağustos Zafer Bayramımız büyük Türk Milleti’ne bir kez daha kutlu olsun!
Kurtuluş Savaşı’nı kazanarak, bizlere bağımsız bir vatan ve Türkiye Cumhuriyeti’ni armağan eden ebedi Başkomutanımız ve Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile silah arkadaşlarını bir kez daha minnet, şükran ve rahmetle anıyorum.
Ruhları şad, mekanları cennet olsun!




BAŞKAN KÖSE YAĞIŞTAN ETKİLENEN BÖLGELERDE İNCELEMELERDE BULUNDU
2026-2027 Balıkçılık Av Sezonu Açılışı Gerçekleştirildi
Başkan Sıbıç, Kuvvetli Yağış Sonrası Çalışmaları Yerinde İnceledi
“HER ZAMAN VATANDAŞLARIMIZIN YANINDAYIZ
Başkan Sıbıç’a, Bulancak Anadolu Lisesi’nden Anlamlı Plaket
30 Ağustos Zafer Bayramı Coşkuyla Kutlandı
Rektörümüz Prof. Dr. Yılmaz Can’ın “30 Ağustos Zafer Bayramı” Mesajı
