Giresun Sanat

İSMET NEDİM, ORHAN GENCEBAY, HÜLYA KOÇYİĞİT VE UNUTULAN BAZI GERÇEKLER

İSMET NEDİM, ORHAN GENCEBAY, HÜLYA KOÇYİĞİT VE UNUTULAN BAZI GERÇEKLER
58 kez
19 Nisan 2025 - 13:28
İlginç bir başlık, değil mi!
Diyeceksiniz ki, bu üç ismin bir biriyle ne alakası var?
Var, var, hem de bal gibi var!
Yazımızı üşenmeyip sonuna kadar okursanız, ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.
Efendim bilindiği üzere, “Bulunmaz Hint kumaşları” arabeskçi Orhan Gencebay ile sinema sanatçısı Hülya Koçyiğit, çok sevdikleri ve kayıtsız, şartsız biat ettikleri (ki, gerçek sanatçı kimsenin önünde eğilmez) Sayın Cumhurbaşkanı RTE tarafından “Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu”na atandı.
E hal böyle olunca…
Bize de 1960’lara doğru zaman tünelinde bir yolculuğa çıkmak vacip oldu.
Başlayalım.
Yıl 1959, yer Ankara Radyosu.
İsmet Nedim adlı 1931 Samsun doğumlu bir ses sanatçısı hem sesiyle (Bkz.Foto no:1), hem TSM’de yaptığı batı tarzı yeniliklerle ve hem de fantezi tarzı besteleriyle bir anda ülke gündemine oturur.
Hayran kitlesi çığ gibi büyür.
Adına dernek bile (Bkz. Foto No:2-İsmet Nedim’i Sevenler Derneği) kurulur.
Buraya bir virgül koyup, sinema sanatçısı Hülya Koçyiğit’e gelelim.
Yıl 1963.
1947 İstanbul doğumlu Hülya Koçyiğit, henüz 16’ıncı baharında, masum bir yüz hattına sahip güzeller güzeli genç bir kızdır.
“Susuz Yaz” adlı sosyal içerikli bir filmle Türk Sineması’nın ortasına bomba gibi düşer.
Buraya da bir virgül koyup, üçüncü sanatçımız Orhan Gencebay’a gelelim.
Yıl, 1963-1968 arası.
1944 Samsun doğumlu Orhan Gencebay adlı genç bir müzisyen, Ahmet Sezgin başta olmak üzere devrin ünlü THM solistlerinin arkasında saz çalarak sanatını icra etmektedir.(Bkz.Foto no:3)
Bu kısa açıklamalardan sonra İsmet Nedim-Orhan Gencebay ilişkisiyle konumuza devam edelim.
***
İSMET NEDİM-ORHAN GENCEBAY
Samsunlu olan bu iki sanatçımız aynı zamanda aynı mahallenin çocuklarıdır da.
İkisi de Türk müziğinde bir arayış içindedir.
Yıllar sonra İstanbul’da yolları tekrar kesişir.
Zaman zaman bir araya gelip, Türk Müziği konusuda fikir alış, verişinde bulunurlar. (Bkz. Foto no:4 ve 5)
İsmet Nedim, 1959’da girdiği Ankara Radyosu’nda 3-5 sazla icra edilen TSM sazlarının arasına piyano, çello, kontrbas, akerdeon, timbal, gitar gibi batı müziği aletlerini de katarak saz adedini 20’lere kadar çıkarır. Böylece “Hafif Türk Müziği” ve “Çok sazlı Türk Müziği” gibi adlarla ifade edilen bir türün temelini atar. Gazeteler ondan, “Türkiye radyolarının reformcu sanatkarı” diye övgüyle bahsetmeye başlar.
Orhan Gencebay ise, 1963-1968 yılları arasında zamanın ünlü sanatçılarının arkasında saz çalarken, yoluna bundan sonra yalnız başına devam etme kararı alır. O da İsmet Nedim gibi bir arayış içindedir. Arap müziğinden esinlenerek 1968’de “Serbest Türk Müziği” adını verdiği yeni bir türün temelini atar. Halk arasında “Arabesk” diye tabir edilen bu türde, köyünden büyük kentlerin varoşlarına göç eden ezik insanların duygularına hitap eden sözlerle bezenmiş (Örn.Batsın bu dünya, Bir teselli ver…) özgün besteler yapar. Plakları ve kasetleri satış, filmleri gişe rekorları kırar.
Hızını alamamış olacak ki, bir ara İsmet abisine ait bir bestenin melodisini de bir bestesine uyarlar. İsmet Nedim’in tepkisi ise basına şuna benzer sözlerle yansır:
“Orhan benim hemşehrimdir. Bu yaptığı ayıptır. İsteseydi kendisine yardımcı olurdum.”
Sonuç olarak Orhan Gencebay; beğenirsiniz, beğenmezsiniz (ki, ben beğenmeyenler safındayım) başlattığı yeni tarz müziğiyle zirveyi kimseye bırakmaz, Arabesk’in “Orhan Baba” sı olur. Allah da “Yürü ya kulum” deyince bugünlere kadar gelir. Gelir gelmesine de, “Kula kulluk edene yazıklar olsun” diyerek başladığı müzik yolculuğuna, “Kula kulluk” ederek son noktayı koyar.
O artık güçsüzlerin değil, muktedirlerin safındadır.
Nitekim sadakatinin ödülünü, “Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu Üyeliği”ne atanarak alır.
***
İSMET NEDİM-HÜLYA KOÇYİĞİT
Şimdi de gelelim İsmet Nedim-Hülya Koçyiğit ilişkisine.
Başlarda da ifade ettiğimiz üzere Hülya Koçyiğit, “Susuz Yaz”la sinema dünyamıza bomba gibi düşer. Artık O’nu tutabilene aşk olsun. Türkan Şoray, Fatma Girik ve Filiz Akın’la birlikte Yeşilcam’ın dört yapraklı yoncasından biri olur. Filmler filmleri takip eder. Ta ki, 1970 yılı başlarına kadar. 1960’lı yılların sonuna doğru Türk Sineması büyük bir mali krize girer. Sinema emekçilerinden sesine güvenenler çareyi sahneye çıkmakta bulur. Hülya Koçyiğit de bunlardan biridir. Ama bu işler öyle “he” demekle olmuyor. İyi bir ses ve gırtlağa sahip olmanın yanı sıra, iyi bir müzik eğitimi de gerekli. Hülya hanım hemen, o yılların Zeki Müren’den sonraki en popüler erkek TSM ses sanatçısı olan İsmet Nedim’in kapısını çalar. İsmet Nedim, O’nu sıkı bir eğitimden geçirdikten sonra;
“Hülya hanım, hadi hayırlı olsun, başardınız. Sahne hayatınızda muvaffakiyetler diliyorum.” diyerek, icazeti verir. (Bkz.Foto no:6)
Allah bir kuluna bir kez, “Yürü ya kulum” demeye görsün.
Artık İstanbul’un ünlü gazinolarının renkli neonlarını assolist olarak “Hülya Koçyiğit”in adı süslemeye başlar. Böylece Hülya hanımın sahne hayatı da 10 yıl sürer.
O da Orhan Gencebay gibi sonunda “Saraylı” olur, sadakatinin karşılığı olarak “Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu” üyeliğini kapar. (Bkz.Foto no:7)
İSMET NEDİM’E GELİNCE…
TSM’de yaptığı yenilikler halk tarafından tutulduğu gibi, Zeki Müren, Münir Nurettin Selçuk, Muzaffer İlkar, Şekip Ayhan Özışık ve Cevdet Çağla gibi üstatların da takdirine mazhar olur.
Nitekim üstat M.Nurettin Selçuk, zamanın gazetelerine verdiği demeçte takdirlerini şu sözlerle ifade eder:
“Biz onun yaptıklarını radyolarda yapamadık. Tebrik borcumuzdur.”
Sanat Güneşimiz Zeki Müren ise, Ankara Radyosu koridorlarında rastladığı sanatçımıza;
“İsmet Nedim Bey, lütfen hayranlarınızın başına benim adımı yazınız!” diye iltifatta bulunur.
Bir başka üstat Ş.Ayhan Özışık ise, bir çalışma esnasında aşka gelerek, haykırır:
“İsmet, sen bir dahisin!”
Ama ne yazık ki, TRT’ye çöreklenmiş sözüm ona bazı müzik allamelerine yaranamaz.
Bunların başını da Cüneyt Orhon ve Ferit Ruşen Kam çekmektedir.
Onu, “Eski köye yeni adet mi getiriyorsun” diyerek azarlarlar.
Programları kısıtlanır.
Agora Meyhanesi, Arım balım peteğim, Boş kalan çerçeve, Benim de canım var, Adını anmayacağım başta olmak üzere bestelerinin çoğuna yasak getirilir.
Artık kader ağlarını örmeye başlamıştır.
1981 yılında devrin ünlü sanatçıları Safiye Ayla ve Ahmet Sezgin’in de yer aldığı bir müzik gurubuyla Berlin’e turneye çıkarlar.
Burada müthiş bir konser verirler.
Özellikle İsmet Nedim, hem müziğiyle hem de sesiyle büyük sükse yapar, ayakta alkışlanır.
Berlin Belediye Başkanı, burada kalıp Kreuzberg kentinde üç konservatuarda Türk gençlerine müzik eğitimi vermesi teklifinde bulunur.
Vatanında yaşadıkları o kadar canına tak etmiştir ki, hiç düşünmeden bu teklifi kabul eder.
Müziğin babası sayılan burnundan kıl aldırmaz kibirli Almanlar onun müziğine ve dehasına o kadar hayran kalmışlardır ki, kendisine bir de Musıc Dozent (Müzik Doçenti) akademik unvanı da vererek işe başlatırlar.
***
MEYDANLAR “ARIM BALIM PETEĞİM”LE İNLİYOR
Aradan iki yıl geçer.
Türkiye’de 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’nden sonra yeniden parlamenter sisteme dönülecektir.
Askeri yönetimin seçim izni verdiği üç partiden biri ANAP, lideri de, Demirel hükümetlerinde Başbakanlık Müsteşarlığı yapmış olan Turgut Özal’dır.
Partinin amblemi; Türkiye Haritası üzerine arı, bal ve petek motiflerinden oluşmaktadır. E, hal böyle olunca bu motiflere uygun bir de şarkı bulmaları gerekiyor. Hemen akıllarına, 1960’lı yılların sonlarına doğru popüler olmuş olan İsmet Nedim’e ait “Arım balım peteğim” adlı şarkı gelir. Özal’ın emriyle Bedrettin Dalan uçağa atladığı gibi soluğu Berlin’de, İsmet Nedim’in kapısında alır. Durumu kendisine anlatır. İsmet Nedim, konuğunun ricasını kırmaz, bu ünlü şarkısını seçime uyarlayıp notasını Dalan’a teslim eder.
Türkiye’de meydanlar “Arım balım peteğim”le inlerken, sonunda ANAP seçimi kazanarak iktidar, Turgut Özal da başbakan olur.
Bir yıl sonra (1984) İstanbul’da Spor ve Sergi Sarayı’nda partinin 1’inci kuruluş yıldönümü kutlanacaktır. Salon lebaleb doludur. Coşku tavan yapmıştır. Konuklar arasında çok özel bir davetli vardır; “Arım balım peteğim”in bestekarı İsmet Nedim!
Salonu dolduran coşkulu kalabalık besteyi bir de sahibinin seninden dinlerken, Ajda Pekkan başta olmak üzere zamanın starları da kendisine vokal yapar.
Törenden sonra Başbakan Turgut Özal, İsmet Nedim’e teşekkür ve tebriklerini sunar. Şarkının telif hakkı olarak da yüklü bir miktar para ile TRT’de üst düzey görevler teklif eder.
Önüne serilmiş tüm bu nimetleri nazik bir şekelde elinin tersiyle iten İsmet Nedim, kendisine takdim edilen som altından plaketiyle tekrar Berlin’e görevinin başına döner, plaketini ömrünün sonuna kadar evinin en güzel köşesinde muhafaza eder.
HÜZÜNLÜ VEDA
Bir ayağı Berlin’de, bir ayağı da çok sevdiği vatanında olmak üzere müzik yaşamını 41 yıl daha (21 yılı akademisyen olarak) sürdüren İsmet Nedim, başarılarla dolu onurlu bir 93 yıllık yaşamdan sonra 19 Mart 2024 tarihinde Berlin’de hayata gözlerini yumar.
Cenazesi vasiyeti üzerine vatanına getirilir.
“Levent Afet Yolal Camisi”ndeki cenaze töreninde aile yakınları, kızım Emel Çiçek, oğlum Oğuzhan Çiçek ve cami cemaati dahil 20-30 kişi ancak vardır.
Ben memlekette olduğumdan, ne yazık ki cenazeye yetişmem mümkün olmadı.
22 yıl görev yaptığı TRT ve kayıtlı olduğu MESAM dahil hiçbir kurum ve kuruluştan, üzerinde emeği olan hiçbir sanatçıdan ne bir tek başsağlığı mesajı, ne de bir buket çiçek gelir.
Cenazedeki tek çelenk bir aile yakınına (Leyla Tunç Pekcan), tek çiçek buketi ise kızım Emel’e aittir. (Bkz.Foto no: 8-9)
Hani atalarımız, “Hafız-a beşer nisyan ile maluldür” (İnsan hafızasının eksikliği unutmasıdır) demiş ya…
Aynen öyle olur.
Hülya Koçyiğit’i sahneye çıkaranın İsmet Nedim olduğu unutulur.
Orhan Gencebay’ın zamanın ünlülerinin arkasında saz çaldığı, İsmet Nedim’e ait bir melodiyi kendi bestesine uyarladığı da unutulur.
“Gözden ırak olan, gönülden de ırak olur” misali, İsmet Nedim ise hepten unutulur.
Ama bu ikisi hep gündemde kalmayı başarır.
Hele şu son 23 yılda yere, göğe sığdırılamaz, “Saray”ın muteberleri arasında baş köşeye kurulurlar.
Cenaze namazı esnasında yaşanan ilginç bir olayı anlatmadan geçmek istemiyorum.
Kızım Emel’in anlatımına göre;
İmam tam tekbir getireceği sırada bir şangırtı kopar.
Rüzgarın etkisinden mi ya da başka bir sebepten mi nedir, İsmet Nedim’in tabuta yaslanmış olan camlı, çerçeveli fotoğrafı yere düşüp, tuzla buz olur. Ne garip bir tecellidir ki, “Boş kalan çerçeve”nin bestekarının çerçevesi böylece boş kalmış olur.
Sizleri daha fazla sıkmadan yazımızı noktalayalım artık.
Doksan üç yıllık onurlu bir yaşamdan sonra geride Agora meyhanesi, Arım balım peteğim, Benim de canım var, Adını anmayacağım, Seven ne yapmaz, Oyun bitti, Boş kalan çerçeve, Gelincik çılgın aşkım, İçimde kanımdasın, Kalpsiz, Unutmak istiyorum, Ben kimi seveceğim başta olmak üzere en az 100 adedi popüler olmuş 300 bestesiyle…
Kendine özgü duygu yüklü tenör sesiyle…
TSM’de yaptığı batı tarzı yeniliklerle…
Akademisyen olarak yetiştirdiği öğrencileriyle…
“Baki kalan bu kubbede hoş sada” bırakarak dönülmez akşamın ufkuna doğru sonsuz bir yolculuğa çıkan İsmet Nedim’i bir kez daha minnet, şükran ve rahmetle anıyorum.
Ömürlerinin son demlerinde devletten ballı makamlar kapan diğer iki sanatçımıza gelince…
Neyse, boş verin.
“Kaderin böylesine yazıklar olsun!” diyerek, son noktayı koyalım.
S.ÇİÇEK
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
Hava durumu
-
-
-
Nem Oranı: -
Basınç: -
Rüzgar Hızı: -
Rüzgar Yönü: -
ANKET

Sitem nasıl?

  • İyi (61%, 49 Oylar)
  • Mükemmel (25%, 20 Oylar)
  • İyileştirilebilir (10%, 8 Oylar)
  • Kötü (4%, 3 Oylar)
  • Yorum Yok (0%, 0 Oylar)

Toplam oy veren: 80

Yükleniyor ... Yükleniyor ...