15 yıl önce falan ”aşık gavlaki” diye bir adam uydurdumdu.. tek amacım; anlaşılmaz ve kötü şiirler yazmayı edebiyatçılık sanan entel-dantel heriflerle dalga geçmekti..
özetle, çağdaş serbest ölçü denen biçimde yazılmış dizelerimi; mutlaka yerel motiflerle, türkülerde kullanılmış kimi sözcüklerle, divan edebiyatından minicik esintilerle süsleyip, son dörtlükte halk ozanları gibi mahlas kullanaraktan bi ”aşure” oluşturmuştum..
valla ne ediyim?? tuttu bu!!! cd’si bile çıktı!!
yayımlanmışı-yayımlanmamışı 20 şiir anca vardır-yoktur.. daha da bıraktım o işi zaten..
***
(yaptığım işin sağlaması:
bigün, bir imza gününe çağırıldım giresun’da dostumun cafe’sine.. normalde gitmem yerel etkinliğe, dostum için gittim.. baktım, masam hazır.. kitaplarım ve şiir cd’im oraya getirilmiş.. sağımda-solumda yerel yazar-şairlere ait masalar da mevcut.. o şairlerden biri, cd’mi eline alıp inceledi ve dudak büktü.. yani, bu nasıl şair adı, eser adı gibisine? görmedim sandı.. ben de bozmadım..
kolay değildir bir insanın kendine ”aşık gavlaki” demesi ve kolay değildir bir insanın kendi eserine ”camış beni gaktı ya” adını vermesi..
işte.. a öküz.. ben senin gibilerle dalga geçmek için yazdımdı o şiirleri zaten.. tam isabet!!!!!!!!)
****
epey önceydi..
sevgili kardeşim dr ruşen topallı, gülerek; ”giresun’da, 1910’larda, gavlak adlı bir mizah gazetesi çıkarıldığını” anlattı bana..
galiba, eski giresun için en değerli kaynak olan, dedesi osman fikret topallı’nın notlarında bulmuştu bu bilgiyi ruşen..
hiç duymadımdı bense.. çok mutlu oldum tabi..
ve ayrıca;
-”kurucu kişinin, yazar ve muhabir kadrosu eksikliği nedeniyle bu işe girdiğine pişman olduğunu, ama vazgeçmediğini” yazmıştı, anılarında osman fikret dedemiz..
***
dr mustafa çulfaz ve ihsan hakyemez abilerimce yayımlanan İZLER kitabının ”önsöz” bölümünde de gördüm ”gavlak” gazetesine ilişkin bilgiler.. değerli akademisyen veysel usta abimiz kaleme almış.. bakalım neymiş;
ocak 1912’de yayına başlamış gavlak gazetesi.. bugüne, ancak 8 sayısı kalabilmiş.. bir sayısı 10 para, yıllık aboneliği 15 kuruş imiş.. dört sayfa olarak basılırmış..
yayın politikası;”mesleğimize muvafık asar-ı uhduke-perdaza sahifelerimiz küşadedir” olarak açıklanmış..
***
”manyakça” bir gazete olduğu da aşikar gavlak’ın..
italyanların trablusgarp savaşı’ndaki tutumları mizahi dille yerilmiş mesela.. cavlak ve gavlak adlı 2 kişinin dialoğu şeklinde yazılan bir makalede, italyanlar yerden yere vurulmuş..
yerel gündemdeyse giresun belediyesi eleştirilmiş örneğin.. giresun’un belediyesi, azası, katibi, müfettişi, bekçisi, fenercisi, çarşısı, pazarı olmasına karşın yeterince hizmet yapılmadığı iğnelenmiş.. (var oğlu var başlıklı yazı)
gazetenin tüm köşe yazıları da mizahi bir dille yazılmaktaymış.. yazarlarının adları; ”ahmak”, ”dangalak” falan diye gösterilirmiş..
vb vb vb..
***
gavlak gazetesinin ne zaman kapandığı bilinmiyo..
sahibi ve sorumlu müdürü osman nuri adında bir büyüğümüz imiş.. normalde dava vekiliymiş osman nuri bey..
mutlaka bulacağım mezarını ve çiçek götüreceğim..
-”eyy Allah’ın deli kulu nur içinde uyu, gavlak’lık bayrağın bende, merak etme” diyeceğim..
***
kardeşlerim,
aşağıdaki faturayı abdullah tirali abim gönderdiydi bana.. bu da yaşamımın diğer güzel yanıdır.. malkoçoğlu diyince akla gelmek??? Allah’a şükür..
-”abi, bunu kullanabilir miyim” dedim..
-”ula zaten senin için sakladım” dedi..
ün, anıt elin olsun
ben falanım filanım..
Malkoçoğlu Kara Gürsel
ANILAR 2…
bugün sevgili kardeşim Adem Öner’in daveti üzerine Eynesil ilçemizde bir lise programına katıldım.. kıymetli edebiyatçı ağabeylerim Hayrettin Günay, Nihat Öztürk ve Şükrü Çoban da bizimleydi… neler anımsadım neler?
***
yüce yaradan ”ol” deyip de canımı alırsa bilemem, ama şu dünyada kalırsam öncelikli hedef olarak BİLGİ YURDU YAYINEVi ve RADYO İZLER kaldı ajandamda salt..
ahdım var.. tekçe, akademisyenlerimizin kitaplarını basmalı yayınevimiz..
hayırdır ne kızıyonuz? kitap sahibi yapmam gereken biri var mı Giresun’da?
ben göremiyorum..
***
bu çok kıymetli akademisyen kardeşlerimin sosyal medya yorumlarına rastladımdı vaktiyle.. şükrü çoban ağabeyimizin ”görele pidesi” konulu bir makalesi idi, altına yorum yaptıkları.. benceez de katılınca, mevlüt kaya, mehmet akif korkmaz, tıp doktoru kardeşlerim ruşen topallı ve ismail çetin olduk, yorumcular..
ne tatlı ekipmişiz..
hem canlarım, hem de İZLER dergisinden omuzdaşlarım olan bu dört olağanüstü beyinle aynı frekansta mıyız, değil miyiz, tam anlaşılmamış oracıkta..
****
özetle şunu sormuşum;
-”şükrü hocam 50 yıl önceye kadar inmiş, görele ile sınırlı tutmuş, oysa ben gıymalı pide kültürünün çok daha eski ve rumlardan kalma olableceği kanısındayım? konu hakkında en ufak bir bilimsel bilgiye sahip değilim ve aydınlatan olursa sevinirim.. lütfen başka şahıslar demagoji yapmasın”..
***
frekans derken, kastım şudur;
a) gayri müslüm azınlıklar gitti, Giresun bozuldu, herşey onların eseriydi, biz bir halt değiliz diyen dallamalardan değilim..
b) aksine, Türklüğü her yerde kutsadım.. gerzek osmanlı hanedanı’nın ve islam dininin Türklüğe çok büyük zararlar verdiğini çok yerlerde (linç edilme riskine karşın) yazdım.. Türklük, bunların hepsinden evvel var idi.. hepsinin de fersah fersah üzerindedir dedim..
c) peki sadece Türklük yeter mi? asla!!! Giresun asıl, o zamanlar çok güzelmiş.. rumlar, ermeniler, Türkler.. herkes Giresun çocuğu bakınız, daha güzel ne olabilir?
d) bu birliğin bozulmasından ötürü elbette çok üzgünüm, konumuz bu değil şimdi.. kaldı ki ben veya sülalem bozmadık, ben napim yahu?
***
frekans derken, kastım bir de şudur;
a) büyükelçi nedir? başkonsolos nedir? konsolos nedir?
yanlışım varsa düzeltiniz, örneğin bir devletin Türkiye büyükelçisi olur, istanbul konsolosu olur, ankara konsolosu olur.. ayrıca başkonsolos gibi bi kadroya neden gereksinim duyulmuş, bulamadım? gurbet ele düşmüş o gadar fuzuli adama bir de baş zırdeli lazım mı demektir, nedir?
(bir de viskonsolosluk makamı vardır, kalmış aklımda işte, düşündükçe gülerim, peki bu herif kimdir??? viskonsolos?? malkoçoğlu gibi bişidir sanırım)
b) 1890’lı yıllar döneminde şehrimizde 3 adet konsolosluk var imiş.. fransa, avusturya, rusya.. diğer tüm uydur-kaydır işlerinin yanı sıra Giresun’da bulunma nedenlerinin dünya fındık ticaretine ”göz kulak olmak” olduğunu tahmin etmemek herhalde aptallıktır..
c) aynı dönemin Giresun belediye başkanı, rum hemşerimiz kaptan yorgi’dir.. 20 yıl civarı belediyemizi yöneten bu büyüğümüze Allah’tan rahmet diliyorum.. başkaları gibi küfür edecek değilim..
***
frekans derken, kastım bir de bir de bir de şudur;
a) gıymalı kültürü, sanıldığı gibi halkın değil, sosyetenin kültürüdür.. estetizm ve zevk içermektedir çünkü.. yoğun emek ve maalesef para da gerektirmektedir.. büssürü para verip kıymayı alacan, bir gece evvelden kavuracan, sabah uykundan kesip fırına gidecen, aç karnına saatlerce kuyrukta bekleyecen, evde mutlaka konukların da bekliyo olacak.. en az 3 saat sonra eve getirip sıcak sıcak yiyecen.. bunun adı yalnızca ve yalnızca ”keyif”tir arkadaşlar.. (pideyi 20 tane fazla yaptırıp fakir fukaraya dağıtan amcalarımızı görmeyeniniz var mıdır)
b) şunun peşindeyim.. acaba kaptan yorgi, rus konsolosu, fransa konsolosu, avusturya konsolosu, hacı isiin mahallesi fırınında bir pazar günü denk gelip muhabbet ettiler mi?? gırgır-şamata mıydı yaptıkları, memlekete dair işler güçler miydi, yoksa sıradan günlük şeyler mi konuştukları? bir ipucudur aradığım, bunlara ilişkin?
c) evet, epeyce zamandır bunun peşindeyim.. bir yazı, bir foto, bir anı, yok yok yok!!!! bulursam, görürsünüz neyi becereceğimi?
***
sonra bir de, sonra bir de, sonra bir de şudur kastım;
a) neden pazar günüdür, bu gıymalı olgusu? söz gelimi, azınlıklar için kiliseye gitme günüdür pazar.. hanımlar yemek yapmakla uğraşmasın mıdır, kiliseye giderken malzemeleri fırına bırakırız, ayin dönüşü pideleri alırız, gider evde veya biyerlerde yeriz midir? (15 sene evvel bana ”kutsal gıymalı ayini” esprisini yaptıran bir gen olmalı bedenimde yahu)….. (haa o esprim bile çalındı tabi, sttr ediniz, alışkınım)
b) bunu nerden hissediyorum.. çünkü, küçücükken bizim evlerde de pazar günleri anaların ”mutfak” anlamında dinlenme günüydü.. öğlen pideler yenir, hepbir giresunspor maçına gidilir, dönüşte fiskobirlik lokalinde oturulur, babalar kafayı çeker, analar masada eşlik edip bişiler yer, veletler de koşuşturup yaramazlık ederdi.. sonuçta ”keyif” idi bu iş, hanımları da dinlendiren..
(nooldu? bu yazıda, başka bir yüzyıl için de ”keyif” sözcüğünü kullanmıştım?? şaşırmadınız di mi? nasıl da benziyo herşey, kavramlar değişmiş olsa da?
c) illa maça mı gidilir diyeceksiniz?? hayır tabi.. daha bunun yayla versiyonu var, komşu il ziyareti versiyonu, plaj versiyonu var, dernek kongresi versiyonu var, var oğlu var!!! kiliseye gitmek dışında, ama mutlaka ucu bir kalabalığa karışmaya varan bir ritüelidir bu şehrimin..
***
umarım, yalvarırım, dua ederim, inşallah derim, ömrümü uğruna adarım,
rumlar ve ermenilerle yan yana yaşadığımız günlerden kalmadır,
şehr-i canan’a aittir..
bitti!



DENEYAP TEKNOLOJİ ATÖLYELERİ EĞİTMENLERİNİ ARIYOR!
TÜBİTAK 1002-A Desteğiyle Giresun Tombul Fındığı’na İklim Odaklı Koruma Projesi
Çocuklar GRÜ’de Bilimin Eğlenceli Dünyasını Keşfetti
CANLI HAYVAN PAZARI
BAŞKAN KÖSE PERSONEL BULUŞMALARINA DEVAM EDİYOR
2026 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı
Öğr. Gör. Dr. Gülfidan Aytaş COST Aksiyonuna Atandı
