Giresun Sanat

ÇİĞDEM ÇİÇEĞİ

ÇİĞDEM ÇİÇEĞİ
20 kez
02 Ocak 2022 - 5:50

Annemin bahçesini görmeyeli kaç yıl olmuştu hatırlayamıyorum… Ama dünyanın neresini gezip gelirsem geleyim onun bahçesinin kokusu metrelerce öteden tanıtırdı bana kendini.

Dağların çiçeklerini tohum ederdi sanki bahçesine. Çeşit çeşit çiçek ekerdi; kuşlar, arılar hiç eksilmezdi kapısından. Keçileri vardı, bir iki koyunu olurdu her yıl. Bu yıl yok muydu? Bahçe hiç olmadığı kadar sessizdi. Ama çiçekleri her zamanki neşesiyle kapıdan gireni karşılıyordu.

Babamın mezarını kapının hemen altındaki ağacın dibine bellemişlerdi. Ben bir defa ziyaret edebilmiştim bu halinden sonra babamı. Annemin en büyük duası babamın ardından fazla beklemeden gitmek ve bizden arzusu hemen babamın yanına gömülmekti. Eski insanların hali bir başka gelmiştir bana hep zaten. Anneminki bambaşka! Bir kaç defa beni babanın üzerine gömün demişti telefonda konuşurken. Oysa bir mezarı açıp üzerine başka birini gömmek annemin inandığı dinde yoktu. Ancak Arabistan’da yer darlığından yapıldığını görmüştüm. Görevli olarak gittiğimde gördüğüm bu manzarayı anneme ağzımdan kaçırdığım için olsa gerek, Arabistan’ı da kutsal belleyişinden ötürü, direte direte hal ederdi… Sevda mıydı anneminki? Yoksa tutku dedikleri benim hiç bilmediğim ve annemin de bana yasak ettiği bir duygu muydu bu?

Babamın ölümü, annemi değiştirmemişti ama son derece eriştirmişti. Bir ömür boyunca kendine sakladığı tüm duyguları babamın ölümünden sonra açığa çıkmıştı. Korkuları, arzuları, acıları, hüzünleri hepsi teker teker açığa çıkmıştı. Hiç yapmayan annem sabah ezanıyla beni arar korktuğunu söylerdi. Namaz kılmasını tavsiye ederdim. Namazdan sonra arar ağlamaya başlardı. Yani bir duygusunu durdursam bir başka duygusu taşar olmuştu. Babamın fotoğraflarına bakardı, beni arardı. Bir akşam en sevdiği yemeği yapıp aradığında bir toplantıdaydım. Bana her şeyi bırak da gel demişti. Nasıl gelebilirdim? Dünyanın bir ucunda çok büyük bir hastanenin açılışı için çalışıyorduk. Anneme bunu anlatmak için dakikalarca telefonda konuştum. Sonra peki dedi. Gelme dedi. Ama öyle bir gelme dedi ki gözümde ne iş ne de yaptığım bunca güç gösterisi kalmıştı. Toplantı bittikten sonra çıkıp Türkiye’ye ilk uçakla gidecektim ki annem tekrar aradı beni. Bu defa mahalledeki ne kadar kadın varsa hepsini eve toplamış güle oynaya sohbet ediyordu. Bana da arkadaşımın bebek haberini veriyorlardı. Aslında bu haberin arkasında bana söylemek istediği benim de evlenip ona bir torun vermemdi. Ama bunu yapabilmek için annemin bana geçirdiği güçlü gömleği çıkarıp yerine evliliğe uygun bir gömlek giymek gerekiyordu. Hem nasıl evlenebilirdim ki ben? Bunca iş, yapılacak bunca şey hepsi kalakalırdı evlendiğim anda. Hem bir defa denemiştim işte, gömleğim gelinliğime ağır basmıştı. Diğer kardeşlerimden torun sevmişti annem. Eğer aksi durum olsaydı sırf onun herkeste gördüğü bu his için bir çocuk doğurur muydum? Bilemiyorum. Belki de annemin namına ben de anne olabilirdim. Ama buna ne gerek ne de sabrım vardı. Yanımda hiç bir çocuk büyümese bile bir çocuğun ne kadar zor büyüdüğünü çok iyi biliyordum. Hastanede annelerinin eteklerinden ayrılmayan, çığlıklarla istediğini yaptıran tüm çocuklar beni korkutuyor, zihnimi zorluyordu. Bu minvalde nasıl olur da anne olabilirdim?

Yıllarca kasabanın en iyi ailesi olma şerefini hiç bir an kapımızdan kaybetmemiştik. Ta ki benim geç kalışlarıma kadar… Tam yedi yıl evvel geldiğimde, babama geç kalmıştım. Kalbi benden hızlı davranmış babamı almıştı. Hem de kızının uzmanlık alanından vurulmuştu babam. Krizinin haberini alınca bir kaç saat evvel yola çıksam bir şeyleri değiştirebilir miydim bilmiyorum ama annemin bahçesinde babamın taşını gördüğümde çıkartın babamı diye bağırmak o kızdığım çocuklardan farksız etmişti beni. Hem de ne çocuk olmuştum. Sanki babamı çıkartsalar kalp masajıyla geri döndürebilecektim, böyle hissetmiştim. Oysa ölümün gerçekliği ile yaşamın sahteliğini çok iyi biliyordum. Ne yapabilirdim ki… Geç kalmıştım.

Babamın gidişinden sonra anneme hiç gelemiştim. Annem çağırmasa da benim gelmek için bir nedenim olmamıştı. Sağlığı iyi, her şeyi yerli yerindeydi… Bu kadar özgür yetiştirdiği için bizleri kendine hiç kızmış mıydı? Belki de benim hırçınlığım özgürlüğün üstünde bir duruştu…

Kapıyı açtığımda beni iki kardeşim karşıladı. Ardından da annemin çiğdem çiçeklerinin kokuları. Cennet nasıldır bilemem ama kokusu eminim böyledir. Rengarenk bir koku gibi, insanın göğsünü umutla dolduran bir koku… Sıcacık bir koku. Annemin çiğdem çiçekleri…

  • Annem nerde?

Aldığım cevap:

  • Geç kaldığın yerde.

Annem çiğdem çiçekleriyle, benim geç kaldığım köşedeydi. Hemen babamın göğsünde.

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
Hava durumu
-
-
-
Nem Oranı: -
Basınç: -
Rüzgar Hızı: -
Rüzgar Yönü: -
ANKET

Sitem nasıl?

Sonuçları görüntüle

Yükleniyor ... Yükleniyor ...